Aynasıydı

Sevmişti işte. Erkanından, eşrafından, hısımından ve hasımından, dostundan ve düşmanından öğrendiği gibi. Sevmişti Firdevs…

Bir varlığın gözlerinde kendini görmüştü Firdevs. Her ne kadar kendine benzemese de o yansıma, o olmak istemişti Firdevs.

İnsanoğlu niçin sever ki zaten başka? Derisinin altında yırtınıp duran, haykıran, dışarıya çıkmak için yollar arayan, her nefeste ve her nabızda dolan ve taşmaya çalışan benliğini salıverebilmek için değil midir sevmek? Sevmek bir varlığın gözünde, gönlünün en derinini, zihninin en dehlizini bulabilmek değil midir?

Sabaha karşı yine o gri koltukta oturmuş, sessizce izliyordu Firdevs, kendini.. Nasıl olabiliyordu da şimdi kendine bu kadar yabancı olabiliyordu? Neydi o gözlerinde gördüğü -ışık mı? Neydi saçlarını parlatan? Neydi dudağından yanağına kayan tebessümün -niçini? Soruyordu Firdevs. Cevaptan korkmadan, acıdan kaçmadan, ilk defa bir sonraki anda ne olur diye kurcalamadan, şimdide, şu anda, tam zamanında soruyordu Firdevs.

Gözlerini devirmedi aynada. Dimdik baktı kendine! Öyle ki yıllardır nice hallerine şahitlik etmiş ayna bile tanımıyordu sanki karşısındaki kadını. Sırlarından arınmış, perdelerini kaldırmış bu kadın; merakını eşikte bırakıp teslimiyete ulaşmış bu kadın, aynada devleşiyordu sanki. Ayna bu ya, yansıttığından mutlu olur muydu? Oluyordu işte.

Aynayı gri koltuğuna bırakıp kalktı Firdevs. Parmak uçlarında değil, taban tabana bir bütünleşmeyle bastı yere. Ayak uçları ile başı arasındaki mesafeye aldırmadan yürüdü yatak odasına.

Örtüyü kaldırdı, uzandı. Önce nefesini aldı ve uzanıp öptü ona kendisi olma fırsatı vermiş olan aynasının, o kutlu adamın başını…

Reklamlar

Dipnot

Her sayfasına dipnot yazılmış kitaplar var… Okurken anlayamadığın kelimeleri içerirler, onların kime ait olduklarını… ve hatta bir sonraki anlayamacağın kelime için atıfta bile bulunurlar. Onlar açıklar her şeyi, kitabın bütünlüğünü bozmadan.. Sessizce bir köşede beklerler, bilmezler o kitaba anlam verdiklerini, o kitapta bir yere sahip olduklarını… bilmezler, farkında değiller… Adı üstünde, dipnot.

Ben hayatıma dipnotlar koyuyorum artık, yavaş yavaş, sessizce… Anlayamadıklarımı açıklıyorum ki bir daha karşılaşırsam eğer bu anlamsızlıkla, bana yol göstersinler. Çıksınlar karşıma da zihnimin karmaşasını çözsünler… Açıklıyorum ki yaralarıma ilaç olsunlar, aynı zamanda yoldaş… Açıklıyorum ki izleri kalsın o yaraların, gidemesinler bir yere, fırsat vermeyeyim unutulmalarına yaşanmışlıkların… Onlar hep olsunlar bundan sonra ama müdahale edemesinler hayatıma! Sessizce dursunlar yerlerinde, küçücük, sahipsiz… Ben istediğim zaman sahip çıkabileyim onlara! Ve hiçbir zaman bilemesinler hayatımdaki yerlerini… Öylece kalsınlar, sessiz…

Ben hayatıma dipnotlar koyuyorum artık!

Medus

Bu aralar içimde latife etme isteği önlenemez seviyelerde seyrediyor Medus. Gün başına düşen ‘parçalı bulut’ ya da ‘sağanak yağış’tan nasibimi aldıktan sonra, şakacı güneş olup kafamı çıkarasım geliyor bulutların ardından. Gülmek geliyor içimden, aramızda kalsın, öyle bir gülmek ki, ‘dur artık, altıma kaçıracağım’ repliğine layık olacak kadar sahici! Sevmek duygusu baş gösteriyor sonra içimde birden, bastıramadığın ve bastıramayacağın mide gurultusu gibi.. Histerinin doruklarını göresim var Medus, perili köşkün sahibesi olasım var.. Çok latife edesim var, çok da gülesim var..