Dipnot

Her sayfasına dipnot yazılmış kitaplar var… Okurken anlayamadığın kelimeleri içerirler, onların kime ait olduklarını… ve hatta bir sonraki anlayamacağın kelime için atıfta bile bulunurlar. Onlar açıklar her şeyi, kitabın bütünlüğünü bozmadan.. Sessizce bir köşede beklerler, bilmezler o kitaba anlam verdiklerini, o kitapta bir yere sahip olduklarını… bilmezler, farkında değiller… Adı üstünde, dipnot.

Ben hayatıma dipnotlar koyuyorum artık, yavaş yavaş, sessizce… Anlayamadıklarımı açıklıyorum ki bir daha karşılaşırsam eğer bu anlamsızlıkla, bana yol göstersinler. Çıksınlar karşıma da zihnimin karmaşasını çözsünler… Açıklıyorum ki yaralarıma ilaç olsunlar, aynı zamanda yoldaş… Açıklıyorum ki izleri kalsın o yaraların, gidemesinler bir yere, fırsat vermeyeyim unutulmalarına yaşanmışlıkların… Onlar hep olsunlar bundan sonra ama müdahale edemesinler hayatıma! Sessizce dursunlar yerlerinde, küçücük, sahipsiz… Ben istediğim zaman sahip çıkabileyim onlara! Ve hiçbir zaman bilemesinler hayatımdaki yerlerini… Öylece kalsınlar, sessiz…

Ben hayatıma dipnotlar koyuyorum artık!

Reklamlar

Kasvet?

Yaşamak?

Yaşam?

Yaşa!

Neleri kaçırıyorsun o aklının kıvrımlarında

Dolanırken kara kara bulutlarla

Ayaklarına söz geçiremiyor musun?

Kollarına

Peki ya dudaklarına?

Zor mu bu kadar gülümsemek senin için!

Ağlayarak doğdun diye mi bütün bu kasvetin?

Hangi gerekçe ile

Hangi bahane ile

Hangi sığınma ile

Kaçırıyorsun geçen zamanı?

Sor kendine ey Medus!

Sor bunları…

Eşle’nik

Boşversene!

Boşver işte!

Hayat kısa dedikleri kadar kısa biliyor musun… Hislerin, tatların, anların, anıların, acıların ve mutlulukların… hepsi kısa! Tutun hayata, yakala bi kenarından, koşuyorsa koş, uçuyorsa uç, duruyorsa da dur işte! Ne var bunda? Harmoni diyor insanoğlu buna, uyum, eşzamanlı atımı gibi kalplerin. Ben de diyorum ki o deli yüreğinin saatini hayatın nabzına göre ayarla. Soluksuz kalman gerekebilir, hızla nefes alman ve vermen gerekebilir veya zaten nabzındasındır yaşamın.. Bilemem… Ben diyorum ki eşle kendini şu hayata, otur bir kanadına, sev diyorsa sev, gül diyorsa gül, ağla diyorsa da ağla! Ne yani- ebedi mutluluk anlaşması var mı yapan hayatla?

Ben diyorum ki vakit kaybetme. Şimdi dur. Nefesini dinle hayatın, hisset göğsünü… inerken ve kalkarken.. kanına karışan onlarca şeyi düşün… akıp giden damarlarında… say şimdi geriye doğru -ne fark eder ileriye geriye- evet! şimdi!! tam zamanı!! eşle nefesini hayatın nefesine, gir kanına hayatın, dolaş damarlarında, ulaş kalbine!!

Şimdi güzellik, dans et edebildiğince!!!

Cevap

Ah Medus!

Öyle yorgunum ki!

Gelmişten, geçmişten

ve geçememişten…

Karşı kıyıdan

Bu yakadan

Alıkoyandan,

yoldan…

Olandan, bitenden

ve bitememişten…

Taşandan, sığandan

ve dolmayandan…

Sorgudan, sorudan

ve belki de en çok

cevaptan…

Sordu kadın kocaman gözleriyle.

-Sorun ne?

Adamın tüm olası cevaplarının kombinasyonlarını beyninde bir bir işlemiş olmasına rağmen, aslında beklediği cevap en klişe olanıydı. ‘Hiçbir şey.’ Bu yüzdendir ki adamın ilk cümlelerini kaçırdı. Adam anlatmaya başlamıştı, tane tane en derinine iniyordu cümleleri. Aldığı nefesi ta içine sokup en ucundaki hislerini keşfediyor, sonra paylaşıyordu. Dürüst oluyordu adam..

Kızamıyordu kadın… Çünkü aldığı her nefeste bu dürüstlüğe tutulduğunu tekrarlamıştı kendine onca yıl.. Kızamıyordu kadın.. Kapıya bakıyordu..

Gün sayımı

Birer birer sayar gibi yaşayın yılları

Öyle çabuk, öyle heyecanlı…

Hüzünleriniz gün sayımı,

Mutluluklarınız ömürlük.

Gülümseyin ama unutmayın gülümsetmeyi de

Öldürün içinizdeki ‘ben’i

Çekinmeyin vermekten.

Bir çocuk gülümsetin bu yıl,

Bir insanı çok sevin..

Çok isteyin bir şeyi,

Koşun peşinden ‘deli’ gibi!

Ellerinizi sevin,

Gözlerinizi ve saçlarınızı da…

Arada bir de olsa ‘dur’mayı unutmayın

Seyredin bazen,

Çabasını ‘insan’ın

Hayat bu -bir soluk-

Kıymetini bilin…

‘Çok’ta değil gizi, ‘az’ da yeterli…

Medus

Bu aralar içimde latife etme isteği önlenemez seviyelerde seyrediyor Medus. Gün başına düşen ‘parçalı bulut’ ya da ‘sağanak yağış’tan nasibimi aldıktan sonra, şakacı güneş olup kafamı çıkarasım geliyor bulutların ardından. Gülmek geliyor içimden, aramızda kalsın, öyle bir gülmek ki, ‘dur artık, altıma kaçıracağım’ repliğine layık olacak kadar sahici! Sevmek duygusu baş gösteriyor sonra içimde birden, bastıramadığın ve bastıramayacağın mide gurultusu gibi.. Histerinin doruklarını göresim var Medus, perili köşkün sahibesi olasım var.. Çok latife edesim var, çok da gülesim var..