Yazar: pintriko

Sevgi, sevgi, sevgi:) insta: pintriko fb: Pınar Ünal

Düzen

Adam uyandı. Uyanmak derken, gözlerini açmak değil kastettiğim, zihnini uyandırdı. Sonuçta gözünü açması için önce zihninin uyanması gerekiyordu, değil mi? Her şeyin bir sırası vardı, olmalıydı. Şimdi kalkmalıydı, komutları bir bir sıraladı, her bir komut sırasıyla işleme sokuldu. Ayağa kalktı, geceden açık kalmış lambayı söndürdü, perdeleri araladı, yatağı düzeltti, banyoya gitti, elini saçlarına geçirdi- ama o da ne!- komut sırası bozulmuştu, saçına giden elinin önce musluğu açması gerekiyordu… Ne oluyordu şimdi, şaşmaması gereken bir sırası, bir düzeni vardı onun.. Bu düzenin bozulmasına, hele ki bu düzeni kendisi bozmaya izin veremezdi, vermemeliydi..

Hızlıca yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı..Hayır, kahve makinesini çalıştırmayı atlamıştı, ne oluyordu ona böyle? Neydi ters giden bu sabah? Neden gülümsüyordu aynaya bakarken, üstelik düzenini bozmuşken..

Dün geceyi hatırladı birden.. Kendini kandırdı, hatırlamış gibi yaptı aslında, zihni dalga dalga dün geceyi hücrelerine yayıyordu çünkü.. Unutması mümkün değildi ki hatırlasın.. Vanilya kokusunu, o kocaman gözleri, o sıcak bakışları ve biraz da o şapşallığı… Şapşallık derken yine kendini kandırdı, aslında hayatında daha önce böyle bir sevimlilikle karşılaştığını hatırlamıyordu… Sevimlilik değildi hatta daha önce karşılaşmamış olduğu şey, içine bir anda yayılan o duygu, o ılık duyguya oldukça yabancıydı..

Yatağa bıraktı kendini gülümseyerek ve hayal etti.. Bir çello, o ünlü Fransız restoranı, en sevdiği müzik, en sevdiği yemek.. Ve karşısında o ılık duygunun kahramanı kocaman gözler… Onunla alacağı milyarlarca nefesi düşündü, yapacakları seyahatleri, katılacakları davetleri, okuyacakları kitapları, tartışmalarını, barışmalarını…

Hepsini sırasıyla -bir bir- düşündü, düşledi.. Sırayı asla bozmadı hayal ederken…

Farkında değildi adam, yeni, yepyeni bir -düzen- hayal ettiğinin farkında değildi…

Fesleğen

Diyelim ki öyle.. Hadi kabul ettim diyelim, hadi inandım diyelim.. Hadi baktım gözünün içine, ‘tamam’ dedim diyelim.. Senin beni ikna etmene değil, kendi içimin, kendi benliğimin, içimdeki her bir hücrenin sesini, sessizliğini bastırıp zihnimi ikna etmesine izin verdim diyelim.. Hadi diyelim ki, kendime ihanet ettim, en sevdiğime yani… Hafızamı sıfırladım diyelim, istemediklerimi hatırlamayıp istediklerimi defterde tutacak kadar güçlüyüm diyelim.. Hadi oldu ya, tuttum elinden diyelim, kaldığımız yerden devam ettik diyelim.. Hadi benim kuş yüreğim tekrar havalandı diyelim, kanat sesleri duyuldu tekrar diyelim, cansız tarafları uyandı diyelim.. Dünya benim nefesimi duydu, duydu ve gülümsedi diyelim.

Peki sen, sen sevgili fesleğen, sen hücrelerine hükmedebilir misin?

Kısmet!

Bilmediğim duygular damağımda. Ağzımla tadıyorum artık hisleri. Hissetmenin ötesindeyim, yaşıyorum. Zıtlıkların dünyasında alabildiğine eş olmaya çalışırken o ağzımdaki ekşi tadın bastırılamaz üstünlüğü çıkıyor gün yüzüne. Kestiremediğim bir şeye ait, hatta belki daha önce hiç tanımadığım, bilmediğim. Lügatımı karıştırıp bulmaya çalışırken ismini, derinlerimdeki alfabeden birkaç harf sesleniyor. Farkında olamayacağım kadar sessiz fısıldaşıyorlar ama duyuyorum. birkac harf sesleniyor. O kadar isteksiz ki bilinçaltım, benliğim bu duyguya tekrar kapılıyor olmama, bulmacalar, içinden çıkılmaz bilmeceler sunuyorlar önüme. Ararken cevapları, sorular, sorunlar çıkarıyorlar bulandırmak için düşüncelerimi. Odak noktam bu denli fazlayken tüm mimariyi alt üst edecek bir kata, en üste çökecek ve diğerlerini ezecek kadar ustun o ekşi tada izin vermiyorlar. Yol yordam göstermekten çok beni karanlık dehlizlere atmaya calışıyorlar. Rüşvetleri var benim için, tatlı duygular bunlar. Kızdırırsam onları eğer, acılar da var, cezalar. Ama damağım yanıltmıyor beni dimağım kadar. Yardım etmeye çalışıyor, özlenmiş tatlarla oyun oynuyor bana. İçimde de bir zıtlıklar dunyası inşa etmişken, hangi tarafa yenileyim diye düşünüyorum. Ağzımda o adını bile unuttuğum şeyin tadına izin versem mi, sarsa mı beni o mayhoşluk, yoksa kaptırmasam mı kendimi. Alfabemden seçtiğim üç harfi kazısam mı gövdeme? Fısıldaşan harflere bir bütün gibi bakmayı becerebilir miyim dersiniz? Ne derler, ‘kısmet!’…

Komsudan Alinan Onluk!

Kaliplarla ogrenirsin bir dili, oyle ogretilirsin. Tanidiklastirma cabalarinin sonucu olarak dogan kurallarla. Esnekligi olmayan ezbere kurallar ogretilir alfabeden hemen sonra. Cumlenin yapisi bozulmaz, once ozne gelir sonra bilmem ne.. Kural disi kalan her ifade kurcalar kafani, derinlemesine tararsin bildigin tum kurallari ama nafile.. Hicbir kaliba sokamazsin elindekini. Ogretilenler bir anda kaybeder tum anlamlarini…Sen kendi dilinde kurdugun milyonlarca devrik cumleye o denli alismisken, sarsilmaz kaidelerle ogretilen o dilin bir acigini yakalamiscasina sevinirsin bir parca ama cok surmez o sevinc… O kuraldisilik bile bir kuraldir cunku.

Matematikte 0 yutan elemandir, 1 etkisiz…ama sadece carpmada.. Once toplama ogretilir ama sadece pozitif sayilari toplarsin, sonra cikarma ‘8’den 10 cikmaz’ diye yerlestirirsin aklina, gider komsudan bir onluk alirsin cikaramayinca. Sonra biraz daha ‘buyudugunde’ artik 8’den 10’u cikarabilecegini soylerler… Kurallar degisir yine ya da sen kurallarin disina cikarilirsin bir anda.. Cunku o kadar ‘buyumus’ kabul edilirsin.

Hangi bolumde uzmanlasacagina sen karar verebilirsin belki ama ne zaman olacagina sen karar veremezsin. Nasilsa bir kural da onun icin vardir bilirsin, sen o karari verebilecek kadar ‘buyudugunde’ birileri senden daha iyi bilir durumun boyle oldugunu…

Icinden cikamadigin bir seyler oldugunda bilirsin ki o bir ‘kural’.. Aklin almadiginda bir cozumu bilirsin ki o bir baskasinin ‘formulu’…

Sonra insanlar senden ‘yaratici’ olmani beklerler, ‘girisimci’ olmani… Kurallari asmani ya da ‘yenilerini’ koymani…kim bilir…

Binlerce kuralin icinden siyrilip sadece kendi kurallarinla yasamayi ogrendigin gun, iste o gun, gercekten ‘buyursun’.

Simdi:

Cikarma islemini omrum boyunca komsudan alacagim onluklarla yapabilmek dilegiyle..

Kaldığı yerden ‘Mutluluk’ masalı

Işıklar sönmüş, sokak boştu. Gecenin şarkısı farklı melodilerle kulaklarındaydı ikisinin de.. Zamanın aynı kanadına oturmuşlardı bugün, uzun zaman sonra ilk defa.. Konuşmuyorlardı, ritmi bozmak istemediklerinden.. Kadın, evde masanın üstünde bıraktıkları fincanları hatırladı birden.. Fincanın kenarındaki ruj izini.. Nedendir bilinmez, ‘keşke’ dedi, keşke yıkasaydım fincanları.. Adamın sakalını yüzünde hissedince ana döndü birden, ‘keşke’ dedi, keşke izi kalsa bu öpücüğün… Döndü, gülümsedi adama. Birlikte nefes aldılar, derin bir nefes.. Bir süre içlerinde tuttular, bırakmadan önce bu anı bedenlerinin hafızasına kazıdılar.

Küçük parmağından tutmuştu kadın adamın elini, en çok bunu seviyordu, o kocaman parmaklara kenetlenip arasında kaybolmaktansa, minik bir parmağa tutunup hem özgür kalmak, hem bağlanmak… Çekiştirdi serçe parmağından adamı, gözlerine baksın istiyordu çünkü.. Anı böyle fotoğraflıyordu kadın, böyle kazıyordu içine.. Gözlerinde, kendi gözlerinin ışıltısını görene kadar bekledi kadın.. Adam sabırlı, kaçırmadı gözlerini.. Bekledi, sevgiyle baktı ‘tamam’ işareti gelene kadar.. Bir nefes daha aldılar birlikte, tuttular, bıraktılar…

Because the night’

İçimin odalarından birinde

Kapı açıldı, hissediyorum

Sorumsuzca

Sorunsuzca

Kahkahalarla

Ve aşkla

Kilide giren anahtar sesi

Midemi döndürmeye yetti

Ufacık bir toz zerresi bile kalmadı

Yaşamım tümüyle silkelendi

Sanki-

Dünya yine baş aşağı

Yani

Gülüyor somurtkanlar

Ve -because the night

Dinliyor tüm sakinler

mesafesi

Adam maviye benziyor

Sözleri deniz kokuyor

Gözlerine gökyüzü sığmış

Elleri bulutlar gibi,

Yumuşak.

Adam yeşile benziyor

Kolları söğüt dalı gibi

Sarınca huzur veriyor.

Adam siyaha benziyor

İçinde kaybolursun hani

Göremiyorsun, görünmez oluyor.

Adam beyaza benziyor

Mesafesi…

Yanıltıyor…

ALev

Ben sevdiğim zaman seni

Sokaklar arınıyor insanlardan

Kaldırım taşları kalıyor

Bir de Fransız balkonlar

Sakinleşiyor bu şehir

Sanki hiç acelesi kalmıyor

O da ‘an’da kalmak istiyor

Gülümsüyor birbirine çapkın bulutlar

Onlar da tıpkı bizim gibi

-çarpışıyor-

Ben sevdiğim zaman seni

Ürkütmüyor yarınlar

Kaygılar siliniyor çehremden

Gülümsemek kalıyor geriye

En sevdiğim şeklini

Kolay alıyor saçlarım

İnadım sönüyor

Dudaklarım hep pembe kalıyor

Gözlerim hep parlak

Ben sevdiğim zaman seni

Kitaplar konuşuyor

Şarkılar susmuyor

Bedenim ritmini buluyor

Zihnim dinleniyor

Kalbim canlanıyor

Midem hep ters duruyor

Ben sevdiğim zaman seni

-bir ben çıkıyor ortaya

tüm gizleri alev alıyor

Katma-n

Siz ve o kibirli burnunuz bayım!

Sizi ayırmak durumundayım.

Vakur mu marur mu

Bilinmez.

Gözlerinizdeki sır perdesi

Aralanmıyor ki gireyim içeri

Hayır yani

Nedir bunca katmanınızın sebebi?

Kasımdan mı

Yoksa yaşanmışlıklar mı..

Siz ve o kibirli burnunuz bayım

Üzgünüm ama sizi aşmak durumundayım!!!